Londra’da “Siyah Hayatları Önemlidir” Protestoları

This slideshow requires JavaScript.

Londra’da “Siyah Hayatları Önemlidir” Protestoları Ve “Öldürülen Siyah Kadınların Adını Söyle

George Floyd’un 25 Mayıs’ta gözaltına alınırken öldürülmesi Türkiye dahil bir çok ülkede öfke ve mobilizasyona yol açtı. Amerika Birleşik Devletleri’nin Minneapolis kentinde gerçekleşen cinayette beyaz polis memuru, silahsız, karşılık göstermeyen, onlardan durmasını isteyen ve nefes alamadığını söyleyen Floyd’un ensesine ısrarla dizini bastırarak onu öldürdü. Floyd’un öldürüldüğü anların kayıtları sosyal medya üzerinden paylaşıldı. Guardian gazetesinin başyazısı Floyd’un öldürülüşünün gaddarlığının dünyayı şoke ettiğini belirtiyordu. Bu zalimlik ve süregelen cezasızlık büyük bir öfke ile hem ABD’de hem de dünyada yeni bir “Siyah Hayatları Önemlidir” protesto dalgasını tetikledi. Eylemler Floyd’un ölümüyle tekrar tetiklense de, sona ermeyen polis şiddeti, ırkçılık, ayrımcılık ve eşitsizliğe yöneldi. Yine Guardian’ın başyazısında belirtildiği gibi İngiltere’nin farklı şehirlerinde gerçekleşen protestoların rahatsız edici gerçeklerle yüzleşme yarattığını söyledi. Çünkü ırkçılık sadece ABD’de değil İngiltere’de de hakimdi. Bir protestocunun söylediği gibi “İngiltere’nin de elleri temiz değildi.”

İngiltere’deki Eylemler

Geçtiğimiz hafta İngiltere’de gerçekleşen protestolara on binlerce kişi katıldı. Koronovirüs salgının sona ermediği ve sokağa çıkma kısıtlamalarının var olduğu bu günlerde, farklı şehirlerde ve günlerde buluşan kitleler hem Trump yönetimini hedef alarak, hem de eşitsizliğin ve ırkçılığın altını çizerek yetkililere seslendiler.

Eylemlerde öne çıkan sloganlar ve pankartlar siyah olma durumu, polis şiddeti ve kurumsal ırkçılık üzerineydi. Özellikle İngiltere’de Koronovirüs salgınında siyahların beyazlara göre daha çok hayatını kaybetmesi de pankartlara yansımıştı[2]. Eylemlere katılan bir beyaz kadın “kendimizi sürekli eğitmemiz gerek” pankartını taşıyordu ve başka bir eylemci ise beyaz üstünlüğü düşüncesine karşı mobilize olunması gerektiğini söylüyordu. Başka bir pankartta ise “ırkçılık en büyük pandemi” yazıyordu. Alanlarda “nefes alamıyorum”, “siyah hayatları önemlidir”, “polis şiddetine son” sloganları hakimdi.

Guardian’dan Tim Adams eylemcilerin pandemi zamanında riskleri yok sayarak alanlarda toplanmasını “aciliyet” ve “bitkinlik” hissinin hakimliği ile açıkladı. Onun da belirttiği gibi geçmiş adaletsizlik bugünün öfkesini şekillendiriyordu[3]. Protestolara özellikle lise ve üniversite öğrencileri tarafından katılım yoğundu. Geçtiğimiz hafta Londra’daki en büyük eylemler Amerikan Konsolosluğu’nun önünde, Hyde Park ve Westminster’da gerçekleşse de mahallerde de protestolar gerçekleşti. Bristol şehrinde 84 bin Afrikalı’nın köleleştirilmesini sağlayan Edward Colston’ın heykeli protestocular tarafından yıkıldı.

Eylemler devam ederken bir yandan da İşçi Partisi’nden vekiller ABD’deki polis şiddetine karşı İngiliz hükümetini hareket etmeye çağırdı. Uluslararası Ticaret Gölge Bakanı Emily Thornberry, Donald Trump’ın şiddeti arttıran açıklamalarından sonra İngiltere’nin Amerikan güvenlik güçlerine toplumsal olaylara müdahale araçlarını tedarik etmeye devam etmesinin “utanç verici” olacağını söyledi[4] ve hükümete harekete geçmesi için bir mektup yolladı. Bazı vekiller protestolara katılırken, son günlerde ırkçı ve taciz eden mesajlar alan İşçi Partisi’nin Brent Central vekili, Dawn Butler, ABD’ye göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi ihracatını durdurma imza kampanyasını başlattı. Butler hem mecliste hem de sosyal medyada sistemik ırkçılığı düzeltmeden gerçek değişimin gerçekleşemeyeceğini söyledi.

Protestolar devam ederken İngiltere içindeki reform ve değişiklikler üzerine tartışma yürümeye devam etti. Meclisteki tartışmalar protestolarda da dile getiriliyordu. Eğitim sisteminin ve müfredatın değişmesi de bu taleplerden biriydi. Black Curriculum gibi eğitimde reform talep eden gruplar sömürgeciliğin yarattığı mirasın anlaşılmasının kurumsal ırkçılığı aşmak için önemli bir adım olacağını belirttiler.[5] Bu talepler “Britanyalı çocuklara İngiliz Emperyalizmi ve Sömürgeciliğinin Gerçekliklerini Öğretin” imza kampanyasına dönüştü.

“Öldürülen Siyah Kadınların Adını Söyle” ve Dünyada Artan Dayanışma

Bu sürecin öne çıkan özelliklerinden biri ise sosyal hareketler ve protestocular hem sokakta hem de sosyal ağlar üzerinden mobilize olması ve uluslararası bir dayanışma ağının örülmesiydi. Bu ağlar da gün geçtikçe büyüyor. Dünyanın her yerinden milyonlarca dayanışma mesajları paylaşıyor ve eylem taktikleri yayılıyor. Floyd’un ölümünün ardından #SayHerName (Onun Adını Söyle) etiketi de sosyal ağlarda hızla yayılmaya başladı. Farklı coğrafyalarda aynı sloganlar, görseller ve isimler haykırıldı; hayatını daha önce kaybetmiş kişilerin hikayeleri anlatılmaya başlandı. Sivil Haklar aktivisti ve akademisyen Kimberlé Crenshaw[6] ve bir sosyal harekete dönüşen “Say Her Name” uzun zamandır öldürülen siyah kadınların isimlerini ve hikayelerinin duyulması için mücadele ediyordu. Floyd’un ölümünden sonra siyah kadınların hikayelerinin unutulmaması için yeni bir hareketlenme başladı. Sandra Bland, Breonna Taylor[7], Tanisha Anderson, Michelle Cusseaux ve daha niceleri… Onların hikayeleri paylaşıldı ve onların neden “unutulduğu” tartışılmaya başlandı. Farklı eşitsizlik biçimleri üzerinden başlayan tartışmalar kadınların “Siyah Hayatları Önemlidir” hareketinde görünmezliğini sona erdirilmesi gerektiğini gösterdi.

Sosyal medya etiketleri üzerinden sanatçılar kaybedilen hayatları anmak için görseller ve çizimler paylaşıldı. Özellikle bu haftaki eylemlerde Ariel Sinha’nın Breonna Taylor illüstrasyonu, onun adını söyle etiketiyle birlikte yaygın olarak paylaşıldı ve İngiltere’deki eylemlerde de protestocular tarafından pankartlarda taşındı. ABD’de başlayan eylemlerde de Alexandria Ocasio-Cortez salgından ve polis şiddetinden korunmak için tek görsellik bir kılavuz hazırlamıştı[8]. Bu kılavuz ve içeriği İngiltere’deki protestolarda da kullanıldı.

Son olarak, geçtiğimiz iki haftada başlayan mobilizasyonda kadınlar dayanışma sağlayarak, hükümeti hesap vermeye ve değiştirmeye zorlayarak, alanlarda protesto ederek ve hikayelerin duyulmasını sağlayarak “Siyah Hayatları Önemlidir” hareketini şekillendirdi. Kadınlar ırkçılığın feminist bir konu olduğunu ve kadın dayanışmasının bu hareketteki önemini gösterdiler. Gelecek günler de bu dayanışmanın büyüyeceğini gösteriyor.

[1] Bu rapor ile ilgili Michael Bankole’nin yazısı okunabilir. https://www.independent.co.uk/voices/coronavirus-bame-deaths-phe-matt-hancock-blm-racism-a9546091.html

[2] Bu rapor ile ilgili Michael Bankole’nin yazısı okunabilir.https://www.independent.co.uk/voices/coronavirus-bame-deaths-phe-matt-hancock-blm-racism-a9546091.html

[3] ABD’den “Siyah Hayatlar Önemlidir” aktivisti Braelyn Willis ile konuşan Burak Tatari’nin mülakatı da süregelen adaletsizliğe değiniyor: https://medyascope.tv/2020/06/04/siyah-hayatlar-onemlidir-aktivisti-braelyn-willis-medyascopea-konustu-trump-iktidarinda-bircok-insan-irkciligini-cekinmeden-ortaya-koyuyor/

[4] Emily Thornberry‘nin mektubunun tam metni: https://labour.org.uk/press/emily-thornberry-demands-action-on-us-riot-control-exports/

[5]2019 yılında kurulan ve Siyah tarihinin müfredata girmesi kampanyası yürüten Black Curriculum hakkında kısa bir BBC videosu: https://www.bbc.co.uk/news/av/education-51650417/black-history-should-it-be-part-of-the-wider-curriculum

[6] Kimberlé Crenshaw ve “intersectionality” (sosyal konumlarının cinsiyetleri dışında sınıf ve etnik kökenleri tarafından da etkilenmesi görüşü) hakkında giriş niteliğinde bir mülakat https://www.vox.com/the-highlight/2019/5/20/18542843/intersectionality-conservatism-law-race-gender-discrimination

[7] Alisha Haridasani Gupta New York Times’ da neden Breonna Taylor hakkında konuşmadığımız hakkında bir yazı kaleme aldı. https://www.nytimes.com/2020/06/04/us/breonna-taylor-black-lives-matter-women.html

[8] Gözaltına alınma durumunda Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) yasal haklar üzerine, Teen Vogue dergisi stratejik ve etik olan documentation tekniği hakkında bir kılavuz hazırladı. Link: https://www.teenvogue.com/story/how-to-film-police-safely

Bu yazı Eşitlik Adalet Kadın Platformu’nda  yayınlanmıştır. Orijinal linke erişmek için tıklayınız.

Fotoğraflar Begüm Zorlu tarafından çekişmiştir.

Kitap Bölümü| (Book Chapter) Medya Aracılığıyla Çatışmaları Çözmek: ARTE

20170524-c-ggyzbxkaez7yr9d34d6-image.jpg

Punto24 Bağımsız Gazetecilik Platformu’nun meslekî araştırma, eğitim ve dayanışma amacıyla oluşturduğu P24 Medya Kitaplığı, yayınlarından çıkan Huzursuzluğun Takibi: Çatışmalı Dönemlerde Gazetecilik, ülkede “gerek sıcak gerekse sindirilmiş çatışmanın giderek bir norm hâline gelmekte olduğu kaygısından hareketle, böylesi dönemlerde gazeteciye düşen yükümlülükleri ve gazetecinin yaşadığı sorunları” merkezine alıyor.

Begüm Zorlu’nun yazısı, Soğuk Savaş sonrasında Almanya ile Fransa arasındaki ilişkilerin normalleşmesi amacıyla kurulan çokuluslu kültür- sanat televizyonu ARTE’nin yapısını ve oynadığı rolü inceliyor.

Kitap hakkında bilgi almak için tıklayın.

 

When Leftists Ruled the Airwaves: İsmail Cem, TRT, and a Divided Turkey

Reuben Silverman

Milliyet021574

İsmail Cem was thirty-three in 1974, youthful and handsome, educated at the best schools in Turkey and Europe, president of the Istanbul Journalists Union and a famous columnist in his own right. He was also the author of several books on Turkish politics with a pronounced socialist-bent. He was, in short, an ideal candidate to head the Television and Radio Institution of Turkey (TRT) when the center-left Republican People’s Party (CHP) came to power, and under his leadership TRT did indeed embark on some of its most important and artistic ventures. Yet his fifteen months in office were also marked by bitter disputes, accusations and legislative maneuvering that reflected an increasingly divided society where opposing factions saw themselves as representing the popular will and their opponents as having no legitimacy at all.

CONTENTS

I. I: A History of Turkish Radio Television Underdevelopment

II. Mr.Cem Goes to Ankara

III. The “Sultan…

View original post 11,762 more words

Academia in the Age of Digital Reproduction; Or, the Journal System, Redeemed

On  the journal system of Academia.

The Disorder Of Things

It took at least 200 years for the novel to emerge as an expressive form after the invention of the printing press.

So said Bob Stein in an interesting roundtable on the digital university from back in April 2010. His point being that the radical transformations in human knowledge and communication practices wrought by the internet remain in their infancy. Our learning curves may be steeper but we haven’t yet begun to grapple with what the collapsing of old forms of social space means. We tweak and vary the models that we’re used to, but are generally cloistered in the paradigms of print.

When it comes to the university, and to the journal system, this has a particular resonance. Academics find themselves in a strange and contradictory position. They are highly valued for their research outputs in the sense that this is what determines their reputation and secures their jobs…

View original post 2,128 more words

Alexandria Ocasio-Cortez: ABD’de Başka Türlü Siyaset

cortez

Bu yazı Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu için yazılmıştır.

Orjinal linke erişmek için tıklayınız.

Alexandria Ocasio-Cortez, ABD’de, partilerin Temsilciler Meclisi[i]için New York eyaletinde yapılan ön seçimde, 10 dönemdir görevde olan ve bir kez daha Demokrat Parti’den aday olan Joe Crowley’i yenilgiye uğrattı. Bu elbette kolay bir zafer değildi. Ocasio-Cortez, tanıtım videosunda kendisininkine benzer bir geçmişe sahip kadınların aday olmadığının, olamadığının altını çiziyordu. Kendisi ve çevresi hem yapısal hem de finansal sorunlarla boğuşuyordu. Özellikle ekonomik kriz, onu ve onun gibileri uzun mesailere, gittikçe kötüleşen sağlık ve konut düzeninemahkum etmişti. Temsiliyet aynı kalırken neden hiçbir şey değişmiyordu ve dahası neden kötüleşiyordu? Siyasetçi ve halk arasındaki uçurumun gittikçe derinleşmesinin sebebi neydi? Siyasi başarı neden finansal güce göre şekilleniyordu?

Ocasio-Cortez’in sorduğu bu soruların cevabı birçok yanıyla yanlış şekillenmiş bir sistemdi ve çözüm öneresi ise, bu sistemi değiştirmek için onun gibilerin temsilci seçilmesiydi. Çünkü sadece onun gibi olanlar, yani halkın içinden gelenler, bu sorunları ciddiyetle ele alabilirdi.

Işın Eliçin’in Medyascope’daki yazısında belirttiği gibi Porto Riko’lu bir annenin ve Bronx doğumlu bir babanın kızı olan Ocasio-Cortez, Boston Üniversitesi’nden ekonomi ve uluslararası ilişkiler alanlarında dereceler aldı. 2011’de babasını kaybettikten sonra annesi temizlikçi ve otobüs şoförü olarak çalışırken, Ocasio-Cortez de garsonluk ve barmenlik yaparak annesine destek oluyordu. Mücadelesini perçinleyen bu geçmişi kampanyası süresince sık sık vurgulamaktan geri durmadı.

Ocasio-Cortez seçim kampanyasının önemli bir kısmını Crowley’nin kurumsal bağlantılarını eleştirerek yürüttü. Geleneksel siyasetçiler uzak mahallelerde ve halktan kopuk bir şekilde yaşıyordu ve bu, onun için kabul edilemezdi. O ise şimdi başka bir siyaset anlayışı ile seçilmişti ve ‘aşağıdan’ bir siyaset yürüteceğini söylüyordu.

Kormann-OcasioVictory

Ocasio-Cortez,ABD’nin olağan siyasetine alternatif sunan vaatler ile seçim çalışmasını yürüttü. Bunların arasında Amerika Birleşik Devletleri Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kuruluşu’nu (ICE) kaldırmak, herkese ücretsiz sağlık hizmeti sunmak, asgari ücreti arttırmak, devlet okullarında eğitimi ücretsiz hale getirmek, federal iş güvencesi sağlamak, adli adalet sisteminde reform yapmak ve “Yeşil Yeni Sözleşme” ile 2035 yılına kadar yüzde yüz yenilenebilir enerjiye geçiş ve iklim değişikliği uyumunu sağlayacak politikalara öncelik verilmesi vardı.

“Ahlaki bir duruş sergilemekte radikal bir şey yoktur”

Amerika Birleşik Devletleri’nde sosyalist-radikal görüşlerin çoğunlukla yarattığı olumsuz algıya karşı Ocasio-Cortez sloganını “Ahlaki bir duruş sergilemekte radikal bir şey yoktur” olarak belirledi.  Seçim sürecinde kullandığı “Tüm demokratlar aynı değil” söylemi de, partinin kurumsallaşmış yapısı ve adaylarına karşı bir başkaldırı niteliğindeydi. Cortez, aday olmadan önce yerel siyasette aktif olsa da taban ile aktif bir biçimde çalışmaya 2016 yılında Demokratların başkan aday adayı Bernie Sanders’ın kampanyası ile başlamıştı. Kampanya sürecinde partinin geleneksel ve ilerici kanatları arasındaki gerilim açığa çıkmış, Wikileaks tarafından açığa çıkarılan ve parti ileri gelenlerinin aşağılayıcı sözlerinin yer aldığı ifadelerden dolayı, başkan adayı Sanders’dan özür dilemişti.

Amerikan Demokratik Sosyalistleri (DSA) üyesi olan Ocasio-Cortez’in başarısı aynı zamanda Demokrat partinin “ilerici” kanadının güçlenmesi ve adaylığı süresince gerçekleşen mobilizasyon sosyalizmin ana akımlaşması olarak da yorumlandı. Bunun somut bir örneği ise örgütlenme sürecinde yer alan bir aktivistin, “Bu hafta her gün bir gösterideydim. Sosyalizm artık insanların gururla taşıdıkları bir etiket” demesiydi.

Kadınlar Siyasete Girdiğinde Kadınlar İçin Çalışıyor

Ocasio-Cortez Cumhuriyetçi adayı yenerse, Kongre’ye giren en genç kadın olacak.

Sarah Kliff, Ocasio-Cortez’in seçilmesinden sonra yayınladığı yazısında, akademik çalışmalara referans vererek, kadınların erkeklerden farklı olarak sosyal tutumları değiştirecek şekilde siyaset yaptığının altını çiziyor. Yazara göre siyasete giren kadın sayısı arttığında, düşünüldüğünden çok daha fazla değişiklik oluyor. Kadın milletvekillerinin, hem erkek vekillere nazaran daha fazla yasa çıkardıklarını, hem de özellikle kadınlara fayda sağlayan yasalara yoğunlaştıklarını da belirtiyor. Kadın vekiller seçildikleri bölgeye daha fazla finansal kaynak ayırarak daha fazla değişime ön ayak oluyor. Ayrıca daha fazla kadın vekilin varlığı toplumun kadınlara yönelik algısını ve genç kadınların kendilerini görme biçimlerini önemli ölçüde değiştiriyor. Bu yüzden yazar,tabandan siyaseti öne çıkarttığı ve vaatlerinden ötürü Ocasio-Cortez’in kadınlar için önemli kazanımlar getirebileceğini söylüyor.

Trump Karşıtı Dalga ve Başka Bir Siyaset

Geçtiğimiz sene ABD’nin Charlottesville kentinde, beyazların üstünlüğünü savunanların gösterisi sonrası ırkçılık karşıtı bir aktivistin öldürülmesi, ülkede artan kutuplaşmanın önemli bir göstergesi haline gelmişti. Bunun yanı sıra, Başkan Trump’ın Britain First (Önce Britanya) isimli İngiliz bir ırkçı grubu retweetlemesi ve Charlottesville’deki olayda ırkçıları kınamayıp, iki grubu eşitlemesi de gerginliği arttırmıştı. İçinde Cumhuriyetçi senatörlerin de bulunduğu bir grup, Trump’ın olaylar sonrasında yaptığı açıklamasında beyazların üstünlüğünü savunan ırkçılardan bahsetmemesine tepki göstermişti.

Trump sadece kendi ülkesini kutuplaştırmıyor, bir yandan da yönetimi küresel ısınmayı ve diğer devletlerle iş birliği yapmayı reddeden agresif bir dış politika ve özellikle son haftalarda odakları üzerine çeken zalim ve ayrımcı bir göç politikası uyguluyordu. Bu otoriter politikalara karşı,son zamanda açığa çıkan (ya da büyüyen) üç sosyal hareket ABD’de hem yapısal hem de mevcut siyasi akla karşı ciddi direniş gösterdi. Biri “Yaşamlarımız İçin Yürüyüş” hareketiydi ve okul katliamından sağ kurtulan öğrenciler tarafından örgütleniyordu. Bu hareket Emma Gonzalez gibi genç kadınlar tarafından büyütüldü ve özellikle kalabalıklara yaptıkları etkileyici demeçlerle kitleler bir araya getirildi. Bir ikinci hareket ise devam etmekte olan ve güçlenen, “Siyah Yaşamları Önemlidir” (Black Lives Matter) hareketiydi. 2013 yılından itibaren ABD’deki siyah topluluklara devlet tarafından uygulanan şiddete müdahale etmek üzerine kapsayıcı bir hareket olarak kurulmuştu ve aktif olarak örgütlenmeye devam ediyordu. Üçüncüsü “Kadınların Yürüyüşü” olarak örgütlenen ve Trump’ın seçilmesinden bu yana güçlenen kadın dayanışmasıydı.

Bu hareketler elbette birbirinden bağımsız değildi. Sloganları ve eylem yöntemleri birbirlerine benziyordu. Son ayda, Trump’ın “sıfır hoşgörü”politikası bağlamında, Meksika sınırından ülkeye girmeye çalışan göçmenlerin gözaltına alınıp, çocukların ailelerinden koparılarak kamplara konulmasına karşı ciddi bir mobilizasyon gerçekleşti. Bu hareketlerin temsilcileri ve taraftarları da, bu “insanlık dışı”olan duruma karşı bir arada durdu ve hem sınırda hem de sokaklarda eylem gerçekleştirdiler. 29 Haziran’da gerçekleşen eyleme damgasını vuran olay Susan Sarandon hakkındaki gözaltı kararı olsa da aslında Twitter hesabından yazdığı #Kadınlarbaşkaldırın etiketi hareketlerin birlikteliğinin ve ortaklığının göstergesi oldu.

Bu yüzden Ocasio-Cortez’in başarısını ve yaratacağı değişimi anlamak için sosyal hareketlerin altını çizmek gerekiyor. Çünkü ülkede otoriterleşmeye karşı önemli bir direniş var ve Ocasio-Cortez’in alternatif söylemi hem sosyal hareketlerden hem de bu politikalara karşı ortaya çıkan tepkiden beslendi ve beslenmeye devam ediyor.Kendisi debu hareketlerin çağrılarına paralel bir şekilde kampanya yürütüyor.

Fotoğraf: Jennifer Mason                                                                                                                               Ocasio-Cortez, kazandığını öğrendiği andaki yüz ifadesi, şaşkınlığı ve samimiyeti de çok konuşulan noktalardan biriydi. Bir bar masasının üstüne çıkarak yaptığı zafer konuşmasında dayanışmayı ve umudu vurguladı.Onun kazanmasının birçok açıdan sembolik önemi vardı. Kampanya süresinde sorduğu bu sorular, önerdiği cevaplar, samimiyeti ve aşağıdan, sokak sokak gezerek yaptığı çalışma ise ona zaferi getirdi.

Bundan sonrasını beraber takip edeceğiz.

[i]ABD Temsilciler Meclisi, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nin alt meclisi; Senato ise üst meclistir. İkisi birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nin yasama organlarını oluştururlar.

** (e.n.) David Remnick’in bu yazıdan sonra yayımlanan  “Alexandria Ocasio-Cortez’s Historic Win and the Future of the Democratic Party” isimli yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Book Review: Theorizing Social Movements

9780745307145

Joe Foweraker’s book Theorizing Social Movements is a compelling introduction to social movement theories and how they relate to a certain region in the world which in this case in Latin America.

About the Author 

As his page in Oxford University demonstrates, Foweraker has been leading research on democracy and social movements with a focus on Latin America. He edited Encyclopedia of Democratic Thought and a co-authored  Governing Latin America. His current research deploys classical democratic theory to analyze the nature of Latin American democracy. His latest book is Democracy and its Discontents in Latin America.

Protesting the Death of Tahir Elçi

Tahir Elçi, a celebrated human rights lawyer and activist promoting peace, was killed in Diyarbakir after a gun battle between the police and unidentified shooters.

He was issuing a press statement, calling out for an end to violence between the Turkish state and the PKK (Kurdistan Workers’ Party) when he was shot dead. He was 49 years old.

Masses gathered after hearing the news of his death in Istanbul by organising a vigil at Istiklal Street.

It can be said that the vigil happened spontaneously as over the years Istiklal Street became the main venue to protest injustice.

His death incited anger as he was an advocate for peace and reconciliation.

Almost everyone who knew him stated that “he was a good man that helped everyone around him.”

The protestors held photos of Elci and stayed in silence to commemorate him, then chanted slogans to express their outrage.

The following slogans were chanted: “Murderer State”, “You can’t kill us all”, “Şehîd Namirin” which means martyrs never die in Kurdish.

The police tried to disperse the crowd by driving armoured vehicles towards them and fired water cannons.

Yet the crowds remained.

It was a sad day for peace in Turkey.

It was a sad day.

Testimonies: Remembering Hrant Dink

Screen Shot 2018-01-18 at 14.44.04

Jonathan Fryer had defined Hrant Dink in his obituary in the Guardian as “a warm, sensitive man, who would greet an old friend with a bear hug…”

He notes how Hrant Dink experienced harassment and threats, what Dink names and Fryer records as “psychological torture.”

Screen Shot 2018-01-18 at 14.44.25.png

Fryer further reflects on Dink’s words: “I am just like a pigeon, obsessively looking to my left and to my right, in front of me and behind me.”

This quote is remembered every year, transferred to generations.

I learned about Dink by joining these protests.

I knew little of him when I first joined and over the years got to know what he stood for and what he did.

Younger people are also learning about him by accompanying their families, friends or just turning up after hearing about this unjust death.

Screen Shot 2018-01-18 at 14.44.41

Being there makes one aware of the networks of solidarity and gives the feeling that one is not alone to stand up to injustices.

Thousands march to commemorate this sincere writer who was killed due to the predominance of hate, institutional hate.

Yet the hate that is maintained in institutions is being countered by the masses, with solidarity and objection.

These photos were taken on the 19th of January, 2015.

This is the day that the Armenian journalist Hrant Dink was killed eight years ago.

The march again was commemorating the life that had a lot to give, experience and was lost in an unjust and sudden way.

Hrant Dink has become a symbol of peace for many, every year thousands remember him and chant “Never Again”, “We are here!”

 


Articles and Sources on Hrant Dink

Hrag Vartanian (2006). A Voice in the Wilderness http://web.archive.org/web/20071119043902/http://agbu.org/publications/article.asp?A_ID=271&image=4

Hrant Dink Foundation https://hrantdink.org/en/hrant-dink

Section from his book “Two close peoples two distant Neighbours” https://hrantdink.org/attachments/article/109/TwoClosedpeopleTwoDistantNeighbours.pdf