When Leftists Ruled the Airwaves: İsmail Cem, TRT, and a Divided Turkey

Reuben Silverman

Milliyet021574

İsmail Cem was thirty-three in 1974, youthful and handsome, educated at the best schools in Turkey and Europe, president of the Istanbul Journalists Union and a famous columnist in his own right. He was also the author of several books on Turkish politics with a pronounced socialist-bent. He was, in short, an ideal candidate to head the Television and Radio Institution of Turkey (TRT) when the center-left Republican People’s Party (CHP) came to power, and under his leadership TRT did indeed embark on some of its most important and artistic ventures. Yet his fifteen months in office were also marked by bitter disputes, accusations and legislative maneuvering that reflected an increasingly divided society where opposing factions saw themselves as representing the popular will and their opponents as having no legitimacy at all.

CONTENTS

I. I: A History of Turkish Radio Television Underdevelopment

II. Mr.Cem Goes to Ankara

III. The “Sultan…

View original post 11,762 more words

Academia in the Age of Digital Reproduction; Or, the Journal System, Redeemed

On  the journal system of Academia.

The Disorder Of Things

It took at least 200 years for the novel to emerge as an expressive form after the invention of the printing press.

So said Bob Stein in an interesting roundtable on the digital university from back in April 2010. His point being that the radical transformations in human knowledge and communication practices wrought by the internet remain in their infancy. Our learning curves may be steeper but we haven’t yet begun to grapple with what the collapsing of old forms of social space means. We tweak and vary the models that we’re used to, but are generally cloistered in the paradigms of print.

When it comes to the university, and to the journal system, this has a particular resonance. Academics find themselves in a strange and contradictory position. They are highly valued for their research outputs in the sense that this is what determines their reputation and secures their jobs…

View original post 2,128 more words

Alexandria Ocasio-Cortez: ABD’de Başka Türlü Siyaset

cortez

Bu yazı Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu için yazılmıştır.

Orjinal linke erişmek için tıklayınız.

Alexandria Ocasio-Cortez, ABD’de, partilerin Temsilciler Meclisi[i]için New York eyaletinde yapılan ön seçimde, 10 dönemdir görevde olan ve bir kez daha Demokrat Parti’den aday olan Joe Crowley’i yenilgiye uğrattı. Bu elbette kolay bir zafer değildi. Ocasio-Cortez, tanıtım videosunda kendisininkine benzer bir geçmişe sahip kadınların aday olmadığının, olamadığının altını çiziyordu. Kendisi ve çevresi hem yapısal hem de finansal sorunlarla boğuşuyordu. Özellikle ekonomik kriz, onu ve onun gibileri uzun mesailere, gittikçe kötüleşen sağlık ve konut düzeninemahkum etmişti. Temsiliyet aynı kalırken neden hiçbir şey değişmiyordu ve dahası neden kötüleşiyordu? Siyasetçi ve halk arasındaki uçurumun gittikçe derinleşmesinin sebebi neydi? Siyasi başarı neden finansal güce göre şekilleniyordu?

Ocasio-Cortez’in sorduğu bu soruların cevabı birçok yanıyla yanlış şekillenmiş bir sistemdi ve çözüm öneresi ise, bu sistemi değiştirmek için onun gibilerin temsilci seçilmesiydi. Çünkü sadece onun gibi olanlar, yani halkın içinden gelenler, bu sorunları ciddiyetle ele alabilirdi.

Işın Eliçin’in Medyascope’daki yazısında belirttiği gibi Porto Riko’lu bir annenin ve Bronx doğumlu bir babanın kızı olan Ocasio-Cortez, Boston Üniversitesi’nden ekonomi ve uluslararası ilişkiler alanlarında dereceler aldı. 2011’de babasını kaybettikten sonra annesi temizlikçi ve otobüs şoförü olarak çalışırken, Ocasio-Cortez de garsonluk ve barmenlik yaparak annesine destek oluyordu. Mücadelesini perçinleyen bu geçmişi kampanyası süresince sık sık vurgulamaktan geri durmadı.

Ocasio-Cortez seçim kampanyasının önemli bir kısmını Crowley’nin kurumsal bağlantılarını eleştirerek yürüttü. Geleneksel siyasetçiler uzak mahallelerde ve halktan kopuk bir şekilde yaşıyordu ve bu, onun için kabul edilemezdi. O ise şimdi başka bir siyaset anlayışı ile seçilmişti ve ‘aşağıdan’ bir siyaset yürüteceğini söylüyordu.

Kormann-OcasioVictory

Ocasio-Cortez,ABD’nin olağan siyasetine alternatif sunan vaatler ile seçim çalışmasını yürüttü. Bunların arasında Amerika Birleşik Devletleri Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kuruluşu’nu (ICE) kaldırmak, herkese ücretsiz sağlık hizmeti sunmak, asgari ücreti arttırmak, devlet okullarında eğitimi ücretsiz hale getirmek, federal iş güvencesi sağlamak, adli adalet sisteminde reform yapmak ve “Yeşil Yeni Sözleşme” ile 2035 yılına kadar yüzde yüz yenilenebilir enerjiye geçiş ve iklim değişikliği uyumunu sağlayacak politikalara öncelik verilmesi vardı.

“Ahlaki bir duruş sergilemekte radikal bir şey yoktur”

Amerika Birleşik Devletleri’nde sosyalist-radikal görüşlerin çoğunlukla yarattığı olumsuz algıya karşı Ocasio-Cortez sloganını “Ahlaki bir duruş sergilemekte radikal bir şey yoktur” olarak belirledi.  Seçim sürecinde kullandığı “Tüm demokratlar aynı değil” söylemi de, partinin kurumsallaşmış yapısı ve adaylarına karşı bir başkaldırı niteliğindeydi. Cortez, aday olmadan önce yerel siyasette aktif olsa da taban ile aktif bir biçimde çalışmaya 2016 yılında Demokratların başkan aday adayı Bernie Sanders’ın kampanyası ile başlamıştı. Kampanya sürecinde partinin geleneksel ve ilerici kanatları arasındaki gerilim açığa çıkmış, Wikileaks tarafından açığa çıkarılan ve parti ileri gelenlerinin aşağılayıcı sözlerinin yer aldığı ifadelerden dolayı, başkan adayı Sanders’dan özür dilemişti.

Amerikan Demokratik Sosyalistleri (DSA) üyesi olan Ocasio-Cortez’in başarısı aynı zamanda Demokrat partinin “ilerici” kanadının güçlenmesi ve adaylığı süresince gerçekleşen mobilizasyon sosyalizmin ana akımlaşması olarak da yorumlandı. Bunun somut bir örneği ise örgütlenme sürecinde yer alan bir aktivistin, “Bu hafta her gün bir gösterideydim. Sosyalizm artık insanların gururla taşıdıkları bir etiket” demesiydi.

Kadınlar Siyasete Girdiğinde Kadınlar İçin Çalışıyor

Ocasio-Cortez Cumhuriyetçi adayı yenerse, Kongre’ye giren en genç kadın olacak.

Sarah Kliff, Ocasio-Cortez’in seçilmesinden sonra yayınladığı yazısında, akademik çalışmalara referans vererek, kadınların erkeklerden farklı olarak sosyal tutumları değiştirecek şekilde siyaset yaptığının altını çiziyor. Yazara göre siyasete giren kadın sayısı arttığında, düşünüldüğünden çok daha fazla değişiklik oluyor. Kadın milletvekillerinin, hem erkek vekillere nazaran daha fazla yasa çıkardıklarını, hem de özellikle kadınlara fayda sağlayan yasalara yoğunlaştıklarını da belirtiyor. Kadın vekiller seçildikleri bölgeye daha fazla finansal kaynak ayırarak daha fazla değişime ön ayak oluyor. Ayrıca daha fazla kadın vekilin varlığı toplumun kadınlara yönelik algısını ve genç kadınların kendilerini görme biçimlerini önemli ölçüde değiştiriyor. Bu yüzden yazar,tabandan siyaseti öne çıkarttığı ve vaatlerinden ötürü Ocasio-Cortez’in kadınlar için önemli kazanımlar getirebileceğini söylüyor.

Trump Karşıtı Dalga ve Başka Bir Siyaset

Geçtiğimiz sene ABD’nin Charlottesville kentinde, beyazların üstünlüğünü savunanların gösterisi sonrası ırkçılık karşıtı bir aktivistin öldürülmesi, ülkede artan kutuplaşmanın önemli bir göstergesi haline gelmişti. Bunun yanı sıra, Başkan Trump’ın Britain First (Önce Britanya) isimli İngiliz bir ırkçı grubu retweetlemesi ve Charlottesville’deki olayda ırkçıları kınamayıp, iki grubu eşitlemesi de gerginliği arttırmıştı. İçinde Cumhuriyetçi senatörlerin de bulunduğu bir grup, Trump’ın olaylar sonrasında yaptığı açıklamasında beyazların üstünlüğünü savunan ırkçılardan bahsetmemesine tepki göstermişti.

Trump sadece kendi ülkesini kutuplaştırmıyor, bir yandan da yönetimi küresel ısınmayı ve diğer devletlerle iş birliği yapmayı reddeden agresif bir dış politika ve özellikle son haftalarda odakları üzerine çeken zalim ve ayrımcı bir göç politikası uyguluyordu. Bu otoriter politikalara karşı,son zamanda açığa çıkan (ya da büyüyen) üç sosyal hareket ABD’de hem yapısal hem de mevcut siyasi akla karşı ciddi direniş gösterdi. Biri “Yaşamlarımız İçin Yürüyüş” hareketiydi ve okul katliamından sağ kurtulan öğrenciler tarafından örgütleniyordu. Bu hareket Emma Gonzalez gibi genç kadınlar tarafından büyütüldü ve özellikle kalabalıklara yaptıkları etkileyici demeçlerle kitleler bir araya getirildi. Bir ikinci hareket ise devam etmekte olan ve güçlenen, “Siyah Yaşamları Önemlidir” (Black Lives Matter) hareketiydi. 2013 yılından itibaren ABD’deki siyah topluluklara devlet tarafından uygulanan şiddete müdahale etmek üzerine kapsayıcı bir hareket olarak kurulmuştu ve aktif olarak örgütlenmeye devam ediyordu. Üçüncüsü “Kadınların Yürüyüşü” olarak örgütlenen ve Trump’ın seçilmesinden bu yana güçlenen kadın dayanışmasıydı.

Bu hareketler elbette birbirinden bağımsız değildi. Sloganları ve eylem yöntemleri birbirlerine benziyordu. Son ayda, Trump’ın “sıfır hoşgörü”politikası bağlamında, Meksika sınırından ülkeye girmeye çalışan göçmenlerin gözaltına alınıp, çocukların ailelerinden koparılarak kamplara konulmasına karşı ciddi bir mobilizasyon gerçekleşti. Bu hareketlerin temsilcileri ve taraftarları da, bu “insanlık dışı”olan duruma karşı bir arada durdu ve hem sınırda hem de sokaklarda eylem gerçekleştirdiler. 29 Haziran’da gerçekleşen eyleme damgasını vuran olay Susan Sarandon hakkındaki gözaltı kararı olsa da aslında Twitter hesabından yazdığı #Kadınlarbaşkaldırın etiketi hareketlerin birlikteliğinin ve ortaklığının göstergesi oldu.

Bu yüzden Ocasio-Cortez’in başarısını ve yaratacağı değişimi anlamak için sosyal hareketlerin altını çizmek gerekiyor. Çünkü ülkede otoriterleşmeye karşı önemli bir direniş var ve Ocasio-Cortez’in alternatif söylemi hem sosyal hareketlerden hem de bu politikalara karşı ortaya çıkan tepkiden beslendi ve beslenmeye devam ediyor.Kendisi debu hareketlerin çağrılarına paralel bir şekilde kampanya yürütüyor.

Fotoğraf: Jennifer Mason                                                                                                                               Ocasio-Cortez, kazandığını öğrendiği andaki yüz ifadesi, şaşkınlığı ve samimiyeti de çok konuşulan noktalardan biriydi. Bir bar masasının üstüne çıkarak yaptığı zafer konuşmasında dayanışmayı ve umudu vurguladı.Onun kazanmasının birçok açıdan sembolik önemi vardı. Kampanya süresinde sorduğu bu sorular, önerdiği cevaplar, samimiyeti ve aşağıdan, sokak sokak gezerek yaptığı çalışma ise ona zaferi getirdi.

Bundan sonrasını beraber takip edeceğiz.

[i]ABD Temsilciler Meclisi, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nin alt meclisi; Senato ise üst meclistir. İkisi birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nin yasama organlarını oluştururlar.

** (e.n.) David Remnick’in bu yazıdan sonra yayımlanan  “Alexandria Ocasio-Cortez’s Historic Win and the Future of the Democratic Party” isimli yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Book Review: Theorizing Social Movements

9780745307145

Joe Foweraker’s book Theorizing Social Movements is a compelling introduction to social movement theories and how they relate to a certain region in the world which in this case in Latin America.

About the Author 

As his page in Oxford University demonstrates, Foweraker has been leading research on democracy and social movements with a focus on Latin America. He edited Encyclopedia of Democratic Thought and a co-authored  Governing Latin America. His current research deploys classical democratic theory to analyze the nature of Latin American democracy. His latest book is Democracy and its Discontents in Latin America.

Bianet Yazı Dizisi- Arap Ayaklanmalarının Beşinci Yılı

tunus_510

Alıntı: Arap Ayaklanmaları Yazı Dizisine Başlarken 

‘2011’de değişim için yürüyen kitleler ekmek ve adalet için sokaklara dökülmüştü. Bu yüzden 2011’in hedeflerinden 2016’nın hayal kırıklıklarına ve umuduna uzanan yolculukta bu coğrafyanın insanlarının sesini duyurmaya çalıştık’.

 Serinin Yazıları

Mete Çubukçu Ayaklanmaların 5 Yılını Anlattı

Arap Ayaklanmaları’nın 5. Yılı: Kronoloji

Yedi Ülkede Arap Ayaklanmaları’nın Dünü Bugünü

Mısır’da Her Şey Mümkündü; Buraya Nasıl Geldik?

“Ulusal Mutabakat Sağlanmadan Mısır Halkı Güvende Olmayacaktır”

“Mısır, İran Devrimi Gibi Kendi Değerlerinden Döndü”

Amerikalı Bir Gazetecinin Ortadoğu Güncesi

Beş Yıl Sonra Ayaklanmanın Başladığı Tunus’ta 

 Arap Devrimleri ve Suriye: Beş Yıl Sonra 

Suriye Devrimi’nin Yaratıcı Hafızası

“Görmüyor musun Ben Vatanımı Kaybettim?”

Mısır Devrimi’nin Sesi Essam’ın Hikayesi: “Çalınan Bahar”

Can Ertuna’nın Gözünden Arap İsyanları

Seri için tıklayın.

Voices From Egypt After the Military Coup: A Quest For National Consensus

This is an extract of the POMEAS (Project on the Middle East After the Arab Spring) interview.
Mahmoud Makade, a resident of Cairo and the general secretary of Tomorrows Youth Liberal Organization answers our questions about the Egyptian uprising of 2011 and the path that re- created an elevated form of authoritarianism in the country.
 
To start off from an individual point of view, how can you describe the uprising, were you part of the movement then, how was the first mobilization setting off from the streets of Cairo?
I was the general secretary of Tomorrows Youth Liberal Organization since 2010 he was a university student in Cairo. For us the demonstrations did not start in 2011. We prepared for protesting before 2010, with the 6th of April movement. There were also people in support of different figures, Muslim
Brotherhood, socialists. There were various active political groups before the revolution. They were preparing huge protest for reforms in 14 January 2011.
When Bin Ali ran away from Tunisia and we heard about the Jasmine revolution impatience rose in Egypt. We were ready to ask for more. So we felt that we had the power at 25 th of January to march. We made banners in public areas around Cairo trying to ask people to make a demonstration against Hosni Mubarak.
We were surprised because we didn’t accept this turnout.
So why do you think they joined the protest, then?
First, in the last ten years there was a certain date for protesting in squares with a demand. This started with 9 th of April 2003 when American invaded Iraq. It was the first time when Egyptian people protested against the regime. This was the first time after 1952 they started to chant against the head of government.
Then what happened in 2004 remained crucial. The Kefaya- كفاية (Enough) movement said no for extension and no for heritability. There was a new opening in 2005 when Ayman Nour was a candidate of the Liberal Party against Hosni Mubarak. But the conclusion was the fraud elections and then they
arrested him for 5 years.
6 April Movement was one of the most important social protests but still, it was not massive. So, 25 January came like a carnival for us. It was a result of the struggling of almost 7 years. In 2005 we weren’t more than 200-300 protestors when we were chanting against Hosni Mubarak. In January we were 250 000 in
60 minutes at Tahrir square.
The popular congestion came with the high prices and the non-changing rates of poverty and unemployment. 12 million Egyptians live in the suburbs and they were upset and had enough. So we used these problems against Hosni Mubarak.
We used another technique, which was really important. It was the slums they are not organized by the government. So we tried to communicate with youth groups that are not related to political parties. We used it for football fans and we succeed to communicate with them. Al-Ahly and Al-Zamalek Ultras fans, we
couldn’t have this revolution without them.
The difference from any protests since 2005 to 2011 was that 2005 wasn’t a mass movement. The mass movement made a revolution. What about the influence of workers on the revolution?
The workers have their story with strikes since the 1970s; they had a lot of important strikes since 2010 until the military coup until 2013. The 2013 coup repressed the worker movement like any other movement in Egypt. Between the strikes of the 1980s and now there is a difference. The slogans were different. In
The 1970s there were chanting for democracy and freedom now today they only say functional slogans, not for broader ones. Their outlook is a certain target.
Strikes took place in Mahalla textile workers In Mahalla 2008 they smashed the statue of Hosni Mubarak with their shoes. During the 18 days of the revolution, they used civil disobedience, most of them didn’t go to work.
The Copts have supported the revolution and experienced the military-policy brutality in and in the aftermath of the fall of Mubarak like the Maspero events.
How about their position now with the Sisi government? It is said that the Copts support Sisi. Can you name some of the reasons for this support?
In the Tahrir uprising, the head of the Coptic church Pope Shenouda III told the Christian Egyptians not to join the protests against Hosni Mubarak. The pope was really popular and they really liked him, but the Christian youth kept sharing videos on the Internet that meant ‘we respect the pope we got his orders but we are Egyptian and we have the right of revolution and be against Hosni Mubarak’.
The Christians were one of the main actors of the Egyptian Revolution. Unfortunately, many accidents happened. From the radical Islamists in many cities there were attacks and also they destroyed a church in Cairo. They cut an ear of Christian man. When a Christian governor was elected in Qena they protested in front of his office and because of the protests, the government replaced him. There were speeches from people around Morsi with negative statements.
That is what made them stand by anyone who will topple the Muslim Brotherhood. They didn’t want Muslims to reach authority. Until 1952 there was no difference between Muslims, Jews, Christians. For more than 60 years the military rule they destroyed this togetherness. The huge part of the Muslims in
Egypt sees Christians just as guests and they should leave and I am not kidding they have monsters in church for attacking Muslims.
On the other hand, Christians think that they own Egypt and the Muslims came from Arabia and they forced Egyptian people to convert to Islam and Egypt is a Christian country once the Muslims will leave it will be Coptic again.
The regime of Sisi is playing with fire and is double-faced. It says that it is protecting Copts from Muslim groups but Sisi was arresting people who were eating at Ramadan, at the same time he is arresting Christian people and accusing them that they are Muslim Brotherhood.
What about the popular faces that appeared after Tahrir? Bloggers, alternative media and revolution were an important point of discussion. Where are those people today?
They were a lot of public figures like Yusri Fuda, Moataz Matar, Reem Majid, Basem Yousif who were really speaking with the voice of the revolution. These voices are silent now. Some of them were depressed, felt helpless and they saw their selves like they did something wrong they are disappointed that the
revolution ended like this. Some left Egypt, some are in Turkey, some are banned on TV.
In Morsi era the media-revolution relations were different. He tried to push the public figures and make them close circles but he didn’t arrest them and put a censor on them but the Sisi regime is doing it directly. He is doing it directly to the public figures not to show their ideas.
What were the new parties that were born from the movement of the revolution and were crucial for the movement itself?
I think the most important one was ‘No to Military Trials for Civilians’. University students like Mona Seif led it. She was a 19-year- old student now in the jail for 3 years. They charged her with the protest law.
A lot of feminist groups started since the revolution and it was very important for women. The problem of the movements was that they didn’t work well together that is why we are seeing this picture now.
Most of them lay on the ground in front of the tank or depressed in their home or dead or prison in his cell. Some of the parties who showed up in the revolution led by businessman Naguib Sawiris and also Amr Musa today they are today pro Sisi.
We know that under the Sisi regime not only Muslim Brotherhood but also people from different groups are arrested like fans, students what kind of organizations do they come from what are they sentenced for?
What is happening in Egypt now is arresting anyone who is trying to think, anyone with creative ideas from every part of the society. It can be said that it was the same in the 1952 military coup. There is a resemblance between the eras. They prepare the charge before each one is arrested with no investigation.
When they judge someone they put the label the terrorist organization.
The regime is judging with terror even pro Sisi people are getting arrested. So in your opinion would there still be a coup no matter who governed like if there wasn’t an Islamist government would there still be a coup? I think that who ever controlling Egypt after the revolution would have the same faith. It wouldn’t matter if it is leftist liberal Islamism. But Morsi made mistakes with rebels and the national coalition. The Egyptian revolution made this coup easier.
On the other hand Morsi trusted Sisi, which turned out to be one of his main mistakes. When Morsi made the ministries he was thinking Sisi agreed with theMuslim Brotherhood. He was saying that the Muslim Brotherhood Sisi made Islam entering the Egyptian army.
In this atmosphere is there a place for free jurisdiction?
In 11 February 2011 our problem was the police till killing arresting and torturing us. Before, we trusted the army and courts more or less. Today we don’t trust anyone nor the court and the army and it is a huge problem that Egypt faces.
After the coup the trust between the people army and court is over. I don’t know where it will take us for sure there are honest judges but the problem is the system itself. Judges working in the Mubarak regime are still in power. The stability of all our ministries was necessary for a victory. So it was clear that the
revolution was not finished in Egypt we need independence of judges we need to have main government organizations to change army and police.
Political activity in Egypt stopped at 3 July we do protests sometimes we try to protest and invite people to continue the revolution each time we protest the government arrests most of our group.
The vice president of our organization was shot by a gun when he was protesting he is still in the hospital. The Egyptian government attacked our main office and throw our stuff at the street now they are pushing us not to open office again. The political is linked with the economy there is no economic development without
democracy there is no democracy without freedom there is no freedom without being safe and there is no safety for Egyptians before national consensus. For that there has to be unity among Egyptian people, there has to be transitional justice.
Sisi after the 2nd of June 2013 became a main part of the problem, the only solution is him leaving. Sisi is trying to calm the people down but there will be a spark that will start an explosion. Maybe this explosion will be kind of a hunger revolution and I hope that won’t happen as a hunger revolution with high
consequences. Or maybe this explosion will be the national consensus between the rebel parties that was separated in the Egyptian revolution.
There are millions who adore Sisi but every day he loses support. That was clear when he was candidate people didn’t go to box. Every political, economic, social failure feeds the unpopularity. The problems increased after the revolution but in Sisi time it got worse. He said that he would build building units for people in the slums, but nothing. The economic situation will destroy Sisi because it is not
sustainable. All the rebels are arrested and there are more than 40 000 political prisoners, the government here doesn’t build houses but jails.
So as a last word national consensus is a must. This was our mistake in the revolution. This is what we will try to reach first.