Category Archives: Siyasette Kadın

Foreign Affairs: Kadın Siyasetçiler Saldırı Altında

Jamille Bigio ve Rachel Vogelstein, Foreign Affairs dergisinde yayınlanan yazılarında yükselen kadın aktivizmi, temsili ve kadın siyasetçilerin tecrübe ettiği şiddet dalgasını ele aldılar.
Görsel: Foreign Affairs

Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu

Fotoğrafın soldan tarafında gördüğünüz iki kadın siyasetçiden İngiltere’de İşçi Partisi Milletvekili Jo Cox ve Brezilya’da Rio de Janeiro Konseyi Üyesi ve insan hakları aktivisti Marielle Franco artık hayatta değil. İkisi de ülkelerinde artan kutuplaşma sürecinde, hedef gösterildikten sonra öldürüldüler.

Fotoğrafın sağ kısmındaki iki kadın siyasetçi; İngiltere’de Muhafazakâr Parti Milletvekili Caroline Spelman ve Ruanda’da devlet başkanlığı yarışına girmek için mücadele eden Diane Rwigara da hedef gösterilen kadın siyasetçiler arasında. İkisi de, farklı coğrafyalarda, benzer bir şekilde cinsel şiddete maruz kaldılar ve bir çok kadın siyasetçi gibi hala kalmaya devam ediyorlar.

Council on Foreign Relations (Dış İlişkiler Konseyi) Kadın ve Dış Politika Programından’dan Jamille Bigio ve Rachel Vogelstein’in, geçtiğimiz aylarda Foreign Affairs dergisinde yayınladıkları “Kadın Siyasetçiler Saldırı Altında” başlıklı yazısı da tam da bu şiddetin boyutlarını gözler önüne seriyor. Bigio ve Vogelstein, kadınların siyasete katılımının artmasıyla birlikte toplumsal cinsiyet temelli şiddetin de yükseldiğinin altını çiziyor.

Şiddetin çeşitli, ve özellikle çevrimiçi boyutlarını tartıştığımız bu günlerde, yazının öne çıkan bölümleri şöyle:

Son yıllarda yükselen kadın aktivizmi dalgası tüm dünyaya yayılmış durumda. Bu aktivzm kadının siyasetteki temsiline de yansıyor. 2018’de, Afganistan ve Irak’taki kadınlar, eşit haklar için mücadelelerini siyasi arenaya taşıdı ve parlamento seçimlerinde eşi görülmemiş sayıda kadın aday yarıştı. Kadınlar, Eylül 2019 itibarıyla, dünya genelindeki ulusal parlamentolardaki tüm koltukların yüzde 24’üne sahip oldu. Bu oran 20 yıl öncesinin neredeyse iki katına çıktı. ABD tarihinde ilk kez, kadınlar Temsilciler Meclisi ve Senato’daki koltukların yaklaşık yüzde 25’ini doldurdu.

Kadınlar hem sosyal medyada hem de sokakta, sistematik taciz ve ayrımcılığa karşı mücadele ediyor. Kadınlar, oy kullanma haklarını gerçekleştirirken bile erkeklerden dört kat daha fazla şiddete maruz kalıyor. Siyasetteki kadınlar orantısız bir şekilde çevrimiçi alanda hedef alınıyor ve sosyal medyada tacize uğruyor.

2019 yılında kadınlara yönelik siyasi amaçlı saldırılar dünyanın her bölgesinde rekor seviyeye ulaşmış durumda. 2016 yılında gerçekleştiren bir araştırmaya göre, 39 ülkedeki kadın politikacıların yüzde 82’si bir tür psikolojik şiddet, yüzde 44’ü ise şiddet içeren tehdit ile karşı karşıya kaldı.

Kadın temsili sadece bir adalet meselesi değil. Araştırmalar liderlikte cinsiyet çeşitliliğinin daha iyi yönetişimle ilişkili olduğunu gösteriyor. Kadınların siyasi ayrımları aşmakta daha başarılı olduğu gözlemleniyor. 2015 yılında ABD Senatosu hakkında gerçekleşen bir araştırmaya göre, kadın senatörler erkek meslektaşlarına göre daha sık partiler arasında çalışıyor. İsveç’teki Uppsala Üniversitesi’nde gerçekleştirilen bir çalışmanın gösterdiği gibi kadınların siyasete katılımı daha düşük bir iç savaş riski, ve daha az zorla kaybetme ve işkence gibi devletin faili olduğu siyasi şiddet olayları ile ilişkilendiriliyor.

Yazarlar, yazının başında isimlerini hatırlattığımız dört siyasetçinin hikayesini kadınların siyasete katıldıklarında yaşayabildiği şiddeti gözler önüne sermek ve kadına karşı tacizin cinsel ya da toplumsal cinsiyet odaklı olduğunu göstermek için anlatıyor. Verdikleri bir örnekte Ruanda’daki 2017 seçimleri sırasında tek kadın başkan adayı olan Diane Rwigara’nın sahte çıplak fotoğraflarının paylaşıldığını hatırlatıyor ve erkek siyasetçilerin daha çok meslekleri ile ilgili tacize maruz kalırken kadın siyasetçilerin daha çok fiziksel görünümleri ya da cinsel taciz ile karşılaştıklarının altını çiziyorlar.

Tacizciler ayrıca kadın politikacıların arkadaşlar ve ailelerini de tehdit ediyor. 2018’de gerçekleşen bir çalışmada, Bradford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, Birleşik Krallık’taki kadın parlamenterlerin yüzde 62’sinin bu tarz tehdit ile karşılaştığının altını çizdi. Erkeklerde ise bu oran sadece yüzde 6 da kaldı. Yine bir Birleşik Krallık örneğinde, geçen seçimde 7 kadın siyasetçi tecrübe ettikleri tacizden ötürü tekrar aday olmama kararı almıştı. Yazarların da altını çizdiği gibi, bu tarz şiddet kadınların her zaman siyasetten çekilmesine neden olmasa da etkin bir şekilde siyasette var olmasının önüne engeller koyuyor.

Jamille Bigio ve Rachel Vogelstein yazılarının son bölümünde devletlere, uluslararası kurumlara ve teknoloji firmalarına kadına karşı şiddeti durdurmaları için çağrıda bulunuyor. Bu durumu sona erdirmek için yapılan reformların yanında, onların etkili şekilde uygulanması ve şiddetin daha kapsamlı bir takibinin yapılması gerektiğini söylüyorlar.

Foreign Affairs dergisinin internet sayfasında yer alan yazının tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz.

Somali’nin Önde Gelen İnsan Hakkı Aktivisti ve Hekimlerinden Hawa Abdi

 

IMG_3165Bu yazı Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu’nda yayınlanmıştır.


Somali’nin önde gelen insan hakkı aktivisti ve hekimlerinden Hawa Abdi geçtiğimiz hafta hayatını kaybetti.

Abdi, hayatını çatışma çözümüne, kadın haklarına ve ülkesinde binlerce insanın hayatını kurtarmaya adamıştı.

Somali’nin ilk kadın jinekoloğu

abdi

Hawa Abdi 1947 yılında Mogadişu’da doğdu. Abdi’nin annesi o daha çocukken vefat ettiği için ailenin en büyük çocuğu olarak dört kız kardeşini büyütme ve aile işleriyle ilgilenme görevini üstlendi. Babası, o dönemde Mogadişu limanında çalışıyordu.

Dr. Abdi, 1964 yılında Sovyetler Birliği Kadın Komitesi’nden burs aldı ve Kiev’de tıp okudu. 1971 yılında mezun olduğunda Somali’nin ilk kadın jinekoloğu oldu.

Ertesi yıl Mogadişu’nun yeni açılan Somali Ulusal Üniversitesi’nde hukuk çalışmalarına başladı. Sabahları tıp pratiği yapıyor ve boş zamanlarında hukuk diploması için çalışıyordu. Birkaç yıl sonra hukuk bölümünden de mezun oldu.

Dr. Abdi 1983 yılında ailesinin Somali’deki topraklarında bir klinik açtı ve orada sağlık hizmetlerine erişimi olmayan kadın ve çocuklara ücretsiz sağlık hizmeti sağlamaya başladı. Somali’de 1990’lı yıllarda yükselen ve kıtlığa yol açan çatışma süreci, ülkede bugün de devam eden şiddet ve yönetimsizliği hakim kılmıştı. 1991 yılında çatışma yoğunlaştığında o topraklarda, ülke içinde yerinden edilmiş kişiler için devasa bir kamp kurdu. Vital Voices’ın alıntıladığı gibi Dr. Hawa, çatışmadan kaçan binlerce insanı memnuniyetle karşıladı. Planlanmadan ve çok hızlı gelişen bir süreçte onun tek odalı kliniği bir hastane, okul ve ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin sığınabileceği bir kampa dönüştü.

 

Dirençli bir barış ve kadın hakları savunucusu

Abdi’nin hayatı hakkında 2013 yılında hazırlanan Vital Voices videosu

 

Ailesinin ve kendisinin imkanları olmasına rağmen Dr. Abdi Somali’yi terk etmedi ve mücadele etmeye devam etti. Kurduğu Dr. Hawa Abdi Vakfı (DHAF) ile birlikte kadınların eğitimi ve hakları için de yıllarca çabaladı. 2012 yılına gelindiğinde, arazisi çoğu kadın ve çocuk olan 90.000’den fazla mülteciye ev sahipliği yapıyordu. İlkokul, lise, topluluk tarım projesi ve kadın eğitim merkezi de barındırıyordu.

Dr. Abdi 2010 yılında Hizbul İslam militanları tarafından hastanesinin ele geçirildiği, ve hemşireleri ile birlikte rehin alındığı anda bile mücadele etmekten vazgeçmedi[1]. Atlantic dergisinden Eliza Griswold’un anlattığı gibi Dr. Abdi, sırf kadın olduğu için, kadınların bu işe uygun olmadığını savunan militanlardan tarafından rehin alınmıştı. O kampı kendilerine teslim etmesi istediğinde militanlara “ben kadın olabilirim ama son 20 yıldır bu ülke için çalışıyorum. Siz ülkeniz için ne yaptınız?” sorusunu yöneltti. Militanlar, hastanede değerli olan her şeyi kırıp çalsa bile geri adım atmak zorunda kaldılar. Dr. Abdi artan medya baskısı ve çatışmayı çözen argümanlarıyla onları ayrılmaya ikna etti. Daha sonra da bununla yetinmeyip  halka açık bir özür talep etti ve aldı. Daha sonra yaptığı bir açıklamada “kadınlar istikrarı sağlayabilir. Biz barış yapabiliriz” dedi.

Abdi’nin kızı Deqo Mohamed ile birlikte Yale Üniversitesi’nde konuşması. Bu videoda kaçırılma hikayesini de anlatıyor.

Dr. Abdi çatışma çözümü ve kadın haklarını birleştiren bir aktivizm yürüttü. Zaman zaman “Umut Köyü” olarak adlandırılan mekanda özerk bir yönetim ve adalet sistemi geliştirdi; topluluk üyelerin arasında arabuluculuk yaptı. Kendisinin aktardığı gibi kurduğu kurumlarda ülkesindeki kabile ve siyasi ayrımları gözetmeden herkesi içeren bir yapı sürdürebildi ve  kadına karşı şiddetin cezalandırılmasını sağladı.

Dr. Abdi, iki kızı Amina ve Deqo Mohamed’e de doktor olmaları için ilham verdi. Kızları onunla birlikte vakıf için çalıştılar ve özellikle son yıllarda anneleri ile birlikte insani yardım çalışmalarını uluslararası alana taşıdılar. 2010 yılında, bu üçlü Glamour dergisinin yılın kadını ödülünü aldı.  O dönemde ABD Dışişleri Bakanı olan Hillary Clinton, Dr. Abdi’ için “bana ilham veren türden bir kadın” demişti. Dr. Abdi ayrıca 2012 yılında Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi.

women-of-the-year-1021-women-of-the-year-2010-dr-hawa-abdi_aw

Somali ve Dünya’dan mesajlar

Hawa Abdi’nin vefat haberinden sonra ülkesinde ve dünyada yüzlerce kurum ve kişi başsağlığı mesajı yayınladı. Bu mesajlarda Hawa Abdi’nin bir rol model olduğunun, umut aşıladığının ve kadın haklarını güçlendirdiğinin altı çizildi. Bir çok kişi ona minnet duyduklarını belirtti.

Somali Kadın ve İnsan Hakları Geliştirme Bakanlığı yaptığı açıklamada onu “kadın ve çocuk haklarının şiddetli bir savunucusu” olarak nitelendirdi. Hillary Clinton kızlarının onun mirasını taşıdığını belirtti.

Hawa Abdi’nin mirasının hem Somali’de hem de uluslararası alanda umudu ve direnci temsil ettiğini söylemek mümkün. Abdi’nin liderliğinde yüzlerce yerinden edilmiş aileye sağlık ve  eğitim hakkı sağlandı ve çalışmaları daha barışçıl ve eşitlikçi bir Somali umudunu hakim kıldı.

[1] Eliza Griswold’un bu yazısı Abdi’nin kaçırıldığındaki aktarımlarını içeriyor.

https://www.thedailybeast.com/terrorists-kidnap-a-hero

Alexandria Ocasio-Cortez: ABD’de Başka Türlü Siyaset

cortez

Bu yazı Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu için yazılmıştır.

Orjinal linke erişmek için tıklayınız.

Alexandria Ocasio-Cortez, ABD’de, partilerin Temsilciler Meclisi[i]için New York eyaletinde yapılan ön seçimde, 10 dönemdir görevde olan ve bir kez daha Demokrat Parti’den aday olan Joe Crowley’i yenilgiye uğrattı. Bu elbette kolay bir zafer değildi. Ocasio-Cortez, tanıtım videosunda kendisininkine benzer bir geçmişe sahip kadınların aday olmadığının, olamadığının altını çiziyordu. Kendisi ve çevresi hem yapısal hem de finansal sorunlarla boğuşuyordu. Özellikle ekonomik kriz, onu ve onun gibileri uzun mesailere, gittikçe kötüleşen sağlık ve konut düzeninemahkum etmişti. Temsiliyet aynı kalırken neden hiçbir şey değişmiyordu ve dahası neden kötüleşiyordu? Siyasetçi ve halk arasındaki uçurumun gittikçe derinleşmesinin sebebi neydi? Siyasi başarı neden finansal güce göre şekilleniyordu?

Ocasio-Cortez’in sorduğu bu soruların cevabı birçok yanıyla yanlış şekillenmiş bir sistemdi ve çözüm öneresi ise, bu sistemi değiştirmek için onun gibilerin temsilci seçilmesiydi. Çünkü sadece onun gibi olanlar, yani halkın içinden gelenler, bu sorunları ciddiyetle ele alabilirdi.

Işın Eliçin’in Medyascope’daki yazısında belirttiği gibi Porto Riko’lu bir annenin ve Bronx doğumlu bir babanın kızı olan Ocasio-Cortez, Boston Üniversitesi’nden ekonomi ve uluslararası ilişkiler alanlarında dereceler aldı. 2011’de babasını kaybettikten sonra annesi temizlikçi ve otobüs şoförü olarak çalışırken, Ocasio-Cortez de garsonluk ve barmenlik yaparak annesine destek oluyordu. Mücadelesini perçinleyen bu geçmişi kampanyası süresince sık sık vurgulamaktan geri durmadı.

Ocasio-Cortez seçim kampanyasının önemli bir kısmını Crowley’nin kurumsal bağlantılarını eleştirerek yürüttü. Geleneksel siyasetçiler uzak mahallelerde ve halktan kopuk bir şekilde yaşıyordu ve bu, onun için kabul edilemezdi. O ise şimdi başka bir siyaset anlayışı ile seçilmişti ve ‘aşağıdan’ bir siyaset yürüteceğini söylüyordu.

Kormann-OcasioVictory

Ocasio-Cortez,ABD’nin olağan siyasetine alternatif sunan vaatler ile seçim çalışmasını yürüttü. Bunların arasında Amerika Birleşik Devletleri Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kuruluşu’nu (ICE) kaldırmak, herkese ücretsiz sağlık hizmeti sunmak, asgari ücreti arttırmak, devlet okullarında eğitimi ücretsiz hale getirmek, federal iş güvencesi sağlamak, adli adalet sisteminde reform yapmak ve “Yeşil Yeni Sözleşme” ile 2035 yılına kadar yüzde yüz yenilenebilir enerjiye geçiş ve iklim değişikliği uyumunu sağlayacak politikalara öncelik verilmesi vardı.

“Ahlaki bir duruş sergilemekte radikal bir şey yoktur”

Amerika Birleşik Devletleri’nde sosyalist-radikal görüşlerin çoğunlukla yarattığı olumsuz algıya karşı Ocasio-Cortez sloganını “Ahlaki bir duruş sergilemekte radikal bir şey yoktur” olarak belirledi.  Seçim sürecinde kullandığı “Tüm demokratlar aynı değil” söylemi de, partinin kurumsallaşmış yapısı ve adaylarına karşı bir başkaldırı niteliğindeydi. Cortez, aday olmadan önce yerel siyasette aktif olsa da taban ile aktif bir biçimde çalışmaya 2016 yılında Demokratların başkan aday adayı Bernie Sanders’ın kampanyası ile başlamıştı. Kampanya sürecinde partinin geleneksel ve ilerici kanatları arasındaki gerilim açığa çıkmış, Wikileaks tarafından açığa çıkarılan ve parti ileri gelenlerinin aşağılayıcı sözlerinin yer aldığı ifadelerden dolayı, başkan adayı Sanders’dan özür dilemişti.

Amerikan Demokratik Sosyalistleri (DSA) üyesi olan Ocasio-Cortez’in başarısı aynı zamanda Demokrat partinin “ilerici” kanadının güçlenmesi ve adaylığı süresince gerçekleşen mobilizasyon sosyalizmin ana akımlaşması olarak da yorumlandı. Bunun somut bir örneği ise örgütlenme sürecinde yer alan bir aktivistin, “Bu hafta her gün bir gösterideydim. Sosyalizm artık insanların gururla taşıdıkları bir etiket” demesiydi.

Kadınlar Siyasete Girdiğinde Kadınlar İçin Çalışıyor

Ocasio-Cortez Cumhuriyetçi adayı yenerse, Kongre’ye giren en genç kadın olacak.

Sarah Kliff, Ocasio-Cortez’in seçilmesinden sonra yayınladığı yazısında, akademik çalışmalara referans vererek, kadınların erkeklerden farklı olarak sosyal tutumları değiştirecek şekilde siyaset yaptığının altını çiziyor. Yazara göre siyasete giren kadın sayısı arttığında, düşünüldüğünden çok daha fazla değişiklik oluyor. Kadın milletvekillerinin, hem erkek vekillere nazaran daha fazla yasa çıkardıklarını, hem de özellikle kadınlara fayda sağlayan yasalara yoğunlaştıklarını da belirtiyor. Kadın vekiller seçildikleri bölgeye daha fazla finansal kaynak ayırarak daha fazla değişime ön ayak oluyor. Ayrıca daha fazla kadın vekilin varlığı toplumun kadınlara yönelik algısını ve genç kadınların kendilerini görme biçimlerini önemli ölçüde değiştiriyor. Bu yüzden yazar,tabandan siyaseti öne çıkarttığı ve vaatlerinden ötürü Ocasio-Cortez’in kadınlar için önemli kazanımlar getirebileceğini söylüyor.

Trump Karşıtı Dalga ve Başka Bir Siyaset

Geçtiğimiz sene ABD’nin Charlottesville kentinde, beyazların üstünlüğünü savunanların gösterisi sonrası ırkçılık karşıtı bir aktivistin öldürülmesi, ülkede artan kutuplaşmanın önemli bir göstergesi haline gelmişti. Bunun yanı sıra, Başkan Trump’ın Britain First (Önce Britanya) isimli İngiliz bir ırkçı grubu retweetlemesi ve Charlottesville’deki olayda ırkçıları kınamayıp, iki grubu eşitlemesi de gerginliği arttırmıştı. İçinde Cumhuriyetçi senatörlerin de bulunduğu bir grup, Trump’ın olaylar sonrasında yaptığı açıklamasında beyazların üstünlüğünü savunan ırkçılardan bahsetmemesine tepki göstermişti.

Trump sadece kendi ülkesini kutuplaştırmıyor, bir yandan da yönetimi küresel ısınmayı ve diğer devletlerle iş birliği yapmayı reddeden agresif bir dış politika ve özellikle son haftalarda odakları üzerine çeken zalim ve ayrımcı bir göç politikası uyguluyordu. Bu otoriter politikalara karşı,son zamanda açığa çıkan (ya da büyüyen) üç sosyal hareket ABD’de hem yapısal hem de mevcut siyasi akla karşı ciddi direniş gösterdi. Biri “Yaşamlarımız İçin Yürüyüş” hareketiydi ve okul katliamından sağ kurtulan öğrenciler tarafından örgütleniyordu. Bu hareket Emma Gonzalez gibi genç kadınlar tarafından büyütüldü ve özellikle kalabalıklara yaptıkları etkileyici demeçlerle kitleler bir araya getirildi. Bir ikinci hareket ise devam etmekte olan ve güçlenen, “Siyah Yaşamları Önemlidir” (Black Lives Matter) hareketiydi. 2013 yılından itibaren ABD’deki siyah topluluklara devlet tarafından uygulanan şiddete müdahale etmek üzerine kapsayıcı bir hareket olarak kurulmuştu ve aktif olarak örgütlenmeye devam ediyordu. Üçüncüsü “Kadınların Yürüyüşü” olarak örgütlenen ve Trump’ın seçilmesinden bu yana güçlenen kadın dayanışmasıydı.

Bu hareketler elbette birbirinden bağımsız değildi. Sloganları ve eylem yöntemleri birbirlerine benziyordu. Son ayda, Trump’ın “sıfır hoşgörü”politikası bağlamında, Meksika sınırından ülkeye girmeye çalışan göçmenlerin gözaltına alınıp, çocukların ailelerinden koparılarak kamplara konulmasına karşı ciddi bir mobilizasyon gerçekleşti. Bu hareketlerin temsilcileri ve taraftarları da, bu “insanlık dışı”olan duruma karşı bir arada durdu ve hem sınırda hem de sokaklarda eylem gerçekleştirdiler. 29 Haziran’da gerçekleşen eyleme damgasını vuran olay Susan Sarandon hakkındaki gözaltı kararı olsa da aslında Twitter hesabından yazdığı #Kadınlarbaşkaldırın etiketi hareketlerin birlikteliğinin ve ortaklığının göstergesi oldu.

Bu yüzden Ocasio-Cortez’in başarısını ve yaratacağı değişimi anlamak için sosyal hareketlerin altını çizmek gerekiyor. Çünkü ülkede otoriterleşmeye karşı önemli bir direniş var ve Ocasio-Cortez’in alternatif söylemi hem sosyal hareketlerden hem de bu politikalara karşı ortaya çıkan tepkiden beslendi ve beslenmeye devam ediyor.Kendisi debu hareketlerin çağrılarına paralel bir şekilde kampanya yürütüyor.

Fotoğraf: Jennifer Mason                                                                                                                               Ocasio-Cortez, kazandığını öğrendiği andaki yüz ifadesi, şaşkınlığı ve samimiyeti de çok konuşulan noktalardan biriydi. Bir bar masasının üstüne çıkarak yaptığı zafer konuşmasında dayanışmayı ve umudu vurguladı.Onun kazanmasının birçok açıdan sembolik önemi vardı. Kampanya süresinde sorduğu bu sorular, önerdiği cevaplar, samimiyeti ve aşağıdan, sokak sokak gezerek yaptığı çalışma ise ona zaferi getirdi.

Bundan sonrasını beraber takip edeceğiz.

[i]ABD Temsilciler Meclisi, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nin alt meclisi; Senato ise üst meclistir. İkisi birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nin yasama organlarını oluştururlar.

** (e.n.) David Remnick’in bu yazıdan sonra yayımlanan  “Alexandria Ocasio-Cortez’s Historic Win and the Future of the Democratic Party” isimli yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Gülseren Onanç’tan Barış İçin Kadın Koalisyonu Önerisi

Bu yazının bir kısmı Bianet’de yayınlanmıştır.

Erişmek için tıklayınız.

Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Üyesi ve eski Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç Kadın Forum’unda Kuzey İrlanda’da kurulan kadın koalisyonunun Türkiye’de barışın tesisinde önemli bir örnek olacağını belirtti ve ısrarla diyaloğun altını çizdi.

Diyaloğun önemi

Onanç konuşmasına kendi deneyiminden yola çıkarak, kadın hareketindeki deneyimin onun dönüşümünde önemli rol oynadığının belirterek başladı. 10 yıl önce kadın ve Kürt meselelerinin beraber tartışılmasının bugün Kürt sorununa empati kurmasına katkıda bulunduğunu belirtti ve diyaloğun sadece kendileri gibi düşünenlerle değil karşı taraflarla da yürütülmesi gerektiğini söyledi.

AKP’li kadın vekiller sürece katılmalı

AKP’den de vekilleri sürece katarak kadın kimliği üzerinden bilinci arttırmanın değişimini tetiklenebileceğini söyleyen Onanç uzun dönemli barış için karşı taraftakileri kendi saflarına çekmeleri gerektiğini belirtti.

Kadın koalisyonu fikri

Bu Mart ayında hem siyasi partilerinde hem de sivil toplum örgütlerinin katıldığı , DPI’ın (Democratic Progress Institute) ev sahipliğinde Kuzey İrlanda’ya giden ve kadınların barış sürecindeki rolünü inceleyen Onanç İrlanda’dakine benzer bir koalisyonun Türkiye’de oluşabilmesinin imkanlarını sorgulayarak, girişimlerini belirtti.
Onanç:
‘IRA ile İngiltere arasındaki süreçte kadın koalisyonu bir oyuncu olarak geliyor ama kurulurken kendine prensipler belirliyor
bunlar:
  1. Çatışmaların silahla değil müzakere ve diyalog ile çözülmesi
  2. İdeolojiler üstü bir siyaset zeminine duyulan ihtiyaca cevap verme
  3. Ayrıştıran siyaset yerine uzlaştıran, ilkeler yerine iş yapan siyaset anlayışın tesis edilmesi
  4. Kadınlar çatışmaların mağdurudur ve dayanışma içinde olmalıdır ilkesi
  5. Dünyada çözülemeyecek hiç bir çatışma yoktur yeter ki diyalog ve müzakereler olsun anlayışı.’

 

‘Diyalogu bizim başlatmamız gerekiyor’

‘Çatışma çözümlerinde etkili olmanın yolu ayrım yapmayan kapsayıcı bir iletişim ve ilişki sürdürmek adına önyargıları kırmaktan korkmamalıdır. Öncelikle önyargılarımızı kırmak üzere diyalogu bizim başlatmamız gerekiyor. Diyaloğun çok  önemli olduğuna inanıyorum ve insanı kadını ve sistemi değiştirebileceğine inanıyorum.
Uzun dönemde yapılacak barış görüşmeleri içerisinde kurulacak bir kadın koalisyonunun, fakat bütün siyasi yelpazeyi içeren bir koalisyonun yarın kurulacak her hangi bir masada yer alması gerekiyor’ dedi.